Hellboy 1
İntikam -I-
Kötü Kız
Kirli Düşkünü
Arkadaşım itaatkar bir köleymiş

Kötü Kız

Biliyordum kötü bir kızdım. Ne kadar kötü olduğumu sorma, ta ki sahibimin gözlerine bakana kadar bende bilmiyordum. Zor bir zaman geçireceğimi biliyordum. Ağır ceza çekecektim çünkü tüm yaptığım hataların karşılığında fazlasıyla cezayı hak etmiştim.
Aslında kötü kız olmam bizim için yararlıydı. O bazen beğenmiyordu ama benliğimi unuttuğum zamanların benim için önemli olduğunu kabul ediyordu. Fakat bu sefer bambaşkaydı. İleri gitmiştim. Meydan okumuştum. Ona güvensizliğimi hissettirmiştim. Bide gönül eğlendirmek için kısa zaman ikinci bir sahip kabul etmiştim. Nasıl yapabildim? En iyisi hiç sorma!

Yeniden aklıma bile getirmek istemiyorum çünkü çok acı ve vicdan azabı çektirdi. Bir dönem olarak duygusal acı çektim kendime yeni anlam ve felsefeler arayınca bide bu tuhaf

serbestliği istediğimde; fakat sonradan başıma geleceklerle mukayese edilemezdi.
Sahibim kendisine gelmemi emretmişti. Uzun zaman kendimi boş hissettim, kendimden utandım; görüşmeyeli uzun zaman geçmişti ve tüm bu duygular bana kendimde beni bana karşı yabancı olduğumu hissettirdi. Trenden indiğim anda onun gücünün altında olduğumu hissediyordum. Bana hissettirdiği gücü konuşmamı engelliyordu. Sadece suskunluğumu doldurmak için boş boş konuşmaya başlamıştım. Böylece kendimi daha fazla aşağıladığımı biliyordum. Evine girdiğimde ilk sözleri “çırılçıplak soyun ve hazırlan” idi. Yetişmeye zaman yoktu, düşünmeye zaman yoktu. Derin korku ve güvensizlik duygularım iyice artmaya başlıyordu – açıkçası çok özlemiştim onları. Dizlerimin dermanı çözülüyordu ve kendimi zor tutuyordum. Banyoda duvara yaslanarak hazırlanıyordum. Aynada korku dolu kırmızı yüzümü görüyordum gözlerim doluydu.

Dilsiz kalmıştım ta ki her şey yolunda mı ve hazır mısın diye bir ses duyana kadar. Birden hislerim değişmişti. Kendimi güvende hissediyordum ve itaatkarlığım canlanıyordu ve bu canlanma her şeyin doğru olduğunu bana anlatıyordu. Tüm hakimiyet ondaydı, tam olmasını istediğim yerdeydi. Banyodan çıkmıştım ve gözüm bağlı onu takip ediyordum. Tüm heyecanım yeniden başlamıştı ama bu sefer kendimi boş hissetmiyordum çünkü artık bana yapılanların benim için yapılacağını biliyordum.
Beni nereye yatırdığını bilmiyordum çünkü eşyalarını değiştirmişti. Dizlerimin üstünde bir koltuğa bırakmıştı beni, ellerimi kelepçelemişti ve ayaklarımı bağlamıştı. Hareket etmem imkansızdı. Her zamanki gibi bana ne kadar çok kızdığını merak ediyordum. Hiç birşey bilmiyordum ama az sonra her şeyi öğrenecektim.

Benimle konuşmaya başlamıştı. Tüm hatalarımı yüzüme vuruyordu. Kullandığı hiçbir kelime güzellik içermiyordu, beni aşağılıyordu, bana orospu seklinde hitap ediyordu ve her sözüyle daha yaralayıcı kelimeleri tam beynime işliyordu; karşı gelemedim. O haklıydı ve en can alıcı gerçek buydu.
Artık hazırdım, sabırsızlıkla cezamı bekliyordum; acaba acılar hangi yüzey şekilleri bende bırakacaktı. Bana günahlarımın affını getirecekti. Fakat beni beklettikçe içimdeki utanç her dakikayla büyüyordu, sopayı özletiyordu, beni temizletecek acıyı özletiyordu.
İşte o an gelmişti! İlk sopa tüm kişiliğimi yıkmıştı. Çok sertti. Geçekten çok sertti, nefes almamı engelliyordu ve acısından inim inim inliyordum. Ağlamamamı emretmişti. Ağlamamayı kendime önceden kaç kez söz vermiştim...fakat sonradan gelen dayaklar bana tam tersini yaptırıyordu. Kaçmak istiyordum, yaslarıma yas eklemek istemiyordum ama nafile. Bir kaç santim hareket edebiliyordum ama ondan kaçamıyordum. Sopanın sesi tüm dermanımı çözüyordu fakat ikimizde bunun sadece başlangıcı olduğunu biliyorduk. Sopanın sesini çok seviyorum ama o an sessizlik için dua ediyordum. Tüm yüzüm yaşlardan sırılsıklamdı ama ağladığımı hatırlamıyorum tek hatırladığım yaslarım durmuyordu.

Ve sonra o sesi duydum. O ses, beni benden alan. Ve ordaydı; hayatın tüm renkleri, sopa sesli odayı dolduruyordu, beni tüm korkuyla ve hareketsizlikle dolduruyordu. Sopa. Eski düşman, hiç istenmez ama onsuz yaşanmaz. Biz birbirimizi hiç sevmedik. Tüm beraber paylaştığımız anlar aklıma geliyordu ve hepsi acıyla, karşılaşmayla ve öğrenmekle doluydu. Bizim bir kin dolu aşkımız var. Onunla her geçirdiğim zamanda ya kendimden

nefret ediyordum yada sahibim benden nefret ediyordu. Yolumu bulmamda yardımını çok seviyorum ama uzun bir yol ve cezamı çektikten sonra bu yol bitmiyor. Bunu hepimiz biliyoruz. Her dayakla acı büyüyordu, tam dozajı ayarlanmış bir şekilde.
İlk kez sopa tabanlarıma vuruyordu. Sanki ayaklarıma sadece deyecek gibiydi sopa; gözümü karartmıştı. Çok sert deymişti. Tüm vücuduma işlemişti; beni benden alıyordu sanki, hissetmek, düşünmek ve yaşamak sanki imkansızdı. Sadece acı hissediyordum. Yangın acısı sopanın vurmasından daha çabuk yayılıyordu tüm vücuduma; ayaklarımdan başlayarak her tarafıma yolunu buluyordu. Sopa derin derimin içine kadar işliyordu, ellerim derman arıyordu ama hiçbir kurtuluş yoktu. Acıyı çekmeye mecburdum, mesajı anlamaya mecburdum ve bunu çok seviyordum.

Başka türlü olsaydı bu kadar acıyı arar mıydım?

Yazar: Deena
Copyright BDSMTurk.com